Image
Image
Image
Aklımdaki o içsel soruyla başlamak isterim: bir yapı — beton, cam ve steril koridorlardan örülmüş devasa bir hastane — yalnızca tıbbi hizmet sunmakla mı anlam kazanır, yoksa toplumsal hikâyelerin, umutların, korkuların ve yaşam tasavvurlarının da aynası olabilir mi? İzmir Şehir Hastanesi’ni düşündüğümde, tam da böylesi bir yapıyı; yalnızca “kaçıncı sırada” diye sayısal kıyaslarla değil, bir anlatı alanı, bir edebi metin gibi okumak gerektiğini hissediyorum. Bu yazıda “İzmir Şehir Hastanesi Türkiye’de kaçıncı sırada?” sorusuna sayıların ötesinden bakarak, bu hastanenin toplumsal, mekânsal ve metaforik – anlatısal – boyutlarını edebiyat perspektifinden tartışmak istiyorum.
Bir Hastane Olarak İzmir Şehir — Büyük Bir Mekân, Büyük Bir Anlatı
“Şehir hastanesi” kavramı, klasik hastane anlayışının ötesine geçer: yalnızca tedavi değil, sağlık sisteminde bütüncül kompleks hizmetler sunan, farklı branşları, yoğun bakım, ameliyathane, poliklinik, nakil, rehabilitasyon gibi birçok işlevi bir arada barındıran devasa yapılardır. ([Sağlık Bakanlığı][1])
İzmir Şehir Hastanesi 2060 yatak kapasitesi, onlarca ameliyathane ve çok sayıda poliklinik ile bu modelin somut bir örneği. ([Sağlık Bakanlığı][1]) Bu büyüklük, onu yalnızca İzmir’de değil, Türkiye’nin de en büyük hastanelerinden biri — hatta “büyük şehir hastanesi” konseptinin önemli bir temsilcisi yapıyor. ([TRT Haber][2])
Ama soru hâlâ orada: “kaçıncı sırada?” Bu da bizi bir sıralama, kıyaslama arayışına iter — hem teknik ölçütlerle hem de metaforik anlamlarla.
Sıralamalar, Rakamlar ve “Büyüklük” Üzerine Düşünceler
Yatak Kapasitesi ve Fiziksel Ölçek: Resmî Sıralamalar
Resmî kaynaklara göre İzmir Şehir Hastanesi 2060 yatak kapasitesine sahip. ([Sağlık Bakanlığı][1]) Türkiye’deki şehir hastaneleri arasında bu kapasite onu listenin üst sıralarına taşır. Gerçekten de, ülke genelindeki bazı dev şehir hastaneleri bu ölçekte yatak sayıları sunarken, birçok il merkezindeki daha küçük hastaneler çok daha sınırlı kapasiteye sahiptir. ([Vikipedi][3])
Bu bağlamda “kaçıncı sırada?” sorusuna sayısal olarak yaklaşmak gerekirse — kesin bir resmi sıralama listesi, tüm kriterleri (yataK, branş çeşitliliği, teknolojik altyapı, hasta sayısı, coğrafi erişim vb.) dikkate alarak yayımlanmıyor. Fakat yatak sayısı ve hizmet kapsamı açısından İzmir Şehir Hastanesi kesinlikle Türkiye’de büyük hastaneler arasında “üst kademe”de.
Hikâyeler, Hasta Sayısı, Sosyal Etki: Rakamların Ötesinde
Sadece yatak kapasitesi değil; açıldığı ilk yılında yaklaşık 2,865,613 hastaya hizmet verilmiş olması da bu hastanenin büyüklüğü ve toplumsal önemi hakkında güçlü bir gösterge. ([TRT Haber][2]) Burada, “sağlık üretimi” ve “kamusal fayda” gibi nicelikler, hastanenin toplumsal refah üzerindeki rolünü vurguluyor.
Ancak bu rakamlar, aynı zamanda her bir sayının ardında birer yaşam, birer hikâye olduğunu hatırlatır — iyileşmeler, kayıplar, umutlar, trajediler… Bu yüzden İzmir Şehir Hastanesi’ni salt bir sayı, bir “sıra” ya da “büyüklük düzeyi” olarak değil, toplumsal belleğe yazılan devasa bir şiir gibi okumak mümkün.
Edebiyat Kuramı Işığında — Mekân, Anlatı ve Kimlik
Anlatı teknikleri ve Mekânsal Sembolizm
Edebiyat kuramında mekân, yalnızca fiziksel arka plan değildir; karakterin ruh hâliyle, toplumsal konumuyla, toplumsal dinamiklerle ilişkilidir. Mekânsal kuram bu bağlamda hastaneleri, insanların hem fiziksel hem psikolojik hem de toplumsal sınav alanı olarak görür.
İzmir Şehir Hastanesi’nin geniş koridorları, ameliyathaneleri, yoğun bakım üniteleri, helikopter pistleri, devasa yataklı blokları — bunlar yalnızca mimari değil, aynı zamanda sembolik. Onlar “hayatın kırılganlığı”, “toplumsal sağlık”, “kurtuluş ve umudun kamusal alanı” gibi kavramlara metaforik mekân sunuyor.
Bu bağlamda hastane, bir edebi metnin sayfaları gibi okunabilir: her koridor bir paragraf, her ameliyathane bir metafor, her yatak bir hikâye.
Semboller, Kimlik ve Toplumsal Temsil
Hastane, yalnızca belirli bir sınıfın değil; tüm toplumun — zengin, fakir, genç, yaşlı, yerel ya da uzak illerden gelen — ortak kullanım alanıdır. Bu yönüyle İzmir Şehir Hastanesi bir eşitlik ve toplumsal adalet sembolüne dönüşür. Büyük şehir hastaneleri projesi, kamu hizmetinin büyük ölçekli, erişilebilir ve kapsayıcı biçimini temsil eder.
Ancak bir yandan da bu büyüklük, bürokrasi, anonimlik, “hasta”nın yığın içinde kaybolması gibi sorunlar barındırabilir. Bu da edebiyatın da ilgilendiği kimlik, aidiyet, yalnızlık gibi temaları akla getirir. Bir hasta veya yakınları için büyük hastane, hem kurtuluş hem de yalnızlık mekânı olabilir.
Duygu, Toplumsal Gerçeklik ve Okurla Diyalog
Hastanenin devasa ölçeği, teknik veriler ve rasyonel analizler bir yana; her bir hastanın, her bir hekimin, hemşirenin, temizlik görevlisinin — orada geçen zamanların, umutların, korkuların, beklentilerin — bir anlatısı var.
Bir edebi bakış, bana, İzmir Şehir’in yalnızca bir “tesis” değil; toplumsal belleğe yazılan, paylaşılan bir metin olduğunu düşündürüyor. Bu metinde bazen şifa vardır, bazen kayıp; bazen umut vardır, bazen umutsuzluk; bazen yalnızlık vardır, bazen dayanışma.
Okuyucuya sormak isterim: Eğer bu hastane bir roman olsaydı — adı ne olurdu? Koridorlarında yürüyen insanlar kahraman mı, figüran mı olurdu? Sizce bu büyük yapı, bireysel acıların mı yoksa toplumsal kurtuluş hikâyelerinin mi sahnesi?
Neden “Sıra” Sorumunun Ötesine Bakmalıyız?
Eğer soruyu dar bir “kaçıncı sırada” kıstasıyla özetlersek, evet — yatak kapasitesi, hizmet çeşitliliği, hasta sayısı gibi nicelikler açısından İzmir Şehir Hastanesi Türkiye’nin en büyük hastanelerinden biri. Ama edebiyat perspektifinden bakarsak: değerini, önemini, anlamını yalnızca bu kıstaslarla ölçmek yetersiz kalır.
Çünkü gerçek önem, bu hastanenin içinde yazılan hikâyelerde, yaşananlarda, umutlarda, kayıplarda; ve toplumun genel sağlık, eşitlik, erişilebilirlik mücadelesinde yatıyor.
Okur İçin Sorular — Siz Ne Düşünüyorsunuz?
– Sizce bir hastane, yalnızca sağlık hizmeti sunan bir bina mıdır, yoksa toplumsal bir anlatının parçası mıdır?
– Eğer İzmir Şehir Hastanesi bir edebi eser olsaydı — hangi tür olurdu: dram mı, umut romanı mı, toplumsal alegori mi?
– Bu tür büyük sağlık kompleksleri, toplumun eşitlikçi hizmet alma hakkı için bir sembol olabilir mi? Ya da anonimliği, yabancılaşmayı mı derinleştirir?
– Kendi yaşamınızda ya da yakınlarınızda hastane deneyimleri sizi nasıl etkiledi? Bu deneyimlerin bir anlatıya dönüşmesi ne anlatırdı?
Belki bu yazı, İzmir Şehir Hastanesi’ni yalnızca “kaçıncı büyük hastane” diye sayısal bir sıralamaya indirgemeden, onu bir toplumsal metin, bir çağrı, bir temsil alanı olarak görmeye davet eder. Eğer isterseniz — Türkiye’deki diğer büyük şehir hastaneleriyle edebi‑mekânsal bir karşılaştırma metni de yazabiliriz; böylece bu büyük sağlık yapılarının toplumsal ve kültürel izlerini birlikte düşünebiliriz.
[1]: “İzmir Şehir Hastanesi Hasta Kabulüne Başlıyor”
[2]: “İzmir Şehir Hastanesi ilk yılında 2 milyon 865 bin hastaya şifa verdi”
[3]: “List of city hospitals in Turkey”